| Bir Saniye Beni Dinler Misiniz? Bir Şey Söyleyeceğim! |
Bir Gün Sahneye Çıkarsam...Aslında sahneye çıkmış ve sahnede yükselebilecek olmama rağmen idealist birisi olarak sahneyi terk ettiğimde bu cümleyi zaman gelip de kullanabileceğim hiç de aklıma gelmemişti. Seneler öncesiydi. Eylül ayı. 1998. Eylül'ün yedisi sekizi filan galiba. Saçlarım daha gür, gözlerim daha parlaktı. Sular daha temiz, daha da ıslaktı. Havalar ise sıcaktı. Ama yaz olduğu için sıcaktı o zamanlar. Ağustosdaydık. Ayrıca o zamanlar daha dik yürüyordum ki havama hava katıyordu. Peeeh be, mahalleden geçerken mahallenin kızları gözleriyle soyuyordu beni, o derece, göz zinası yapıyorlardı da bir şey demiyordum. Serkan da daha gençti, e genç olacak tabi lan denyo, önceki zamandan bahsediyorsun dediğinizi duyar gibiyim. Öperim. Serkan'la yine Taksim'den dönüyorduk. Serkan öküzü yine hayvan gibi içmiş, oraya buraya sataşıyordu. Ulan hiç birisi değil de otobüs ahalisine rezil olmuştuk Serkan yüzünden. Nereden bulaştığımı da hatırlamıyordum Serkan'a. Sevecen çocuktu hoştu ama bir yere kadar. Benim de bir sosyal hayatım vardı, ama Serkan i.nesi yüzünden neredeyse tanıdığım herkesi unutmuştum. İşte Serkan'a bağlılığımın sebebi de buydu anasını satiim. Serkan'dan başka tanıdığım insan yoktu. ulan hatta Serkan benim bir yansımam mı diye düşünüyordum ama hassiktiiir felsefe yapma içgüdüsüyle hareket ettiğimden felsefeye hiiç girmiyordum bile. Bana bir zararı olamazdı zaten Serkan'ın bundan sonra. naapcak lan herif, zaten bitirmiş beni, sikmiş ebemi. Omzuma kafasını koyup uyudu Serkancık. Ama sonra az önce kafasını dayadığı camda oluşan yuvarlak top çarpmış da izi kalmış gibi duran yağ izini gördükten sonra ağladım. O kafasıyla benim omzuma yatmış uyuyordu. Ağladım halime. bir Allah'ın kulu da "niye ağlıyorsun bilader?" demedi. Bir insan bu kadar mı yalnız olur arkadaş? Bizim istikamet Taksim'den Cevizlibağ'a doğruydu. tam Unkapanı köprüsünü geçerken otobüs hızlı gittiği için köprünün ortasındaki tümsekte hoop diye sekti. Biz de Serkanla en arkada olduğumuzdan, yaylanıp kafayı tavana vurduk. Benim vurduğum yerde çivi varmış. Kafam o kadar acıdı ki dostlar, ama asıl olmaması gereken şey bu değildi. Daha yeni başlıyordu her şey. Zaten hayat istediğimiz gibi gitmiyor ki anasını satiim, Beykoza gitmek için yola çıkıyorsun, hoop Avcılar'dasın, yanlış otobüse binmişsin. Sikerim böyle işi diyerekten yine otobüse biniyorsun bu sefer trafik tıkanıyor. Kader varsa budur işte. Ve o kader bana Serkan'ın kusma arefesinde olduğunu gösteriyordu. Hayvanoğluhayvan beş biranın üstüne bir de üç votkayla bir tekila içmişti, zıplayıp kafayı tavana vurunca da aslında karışmamış bir şekilde duran bu sıvılar birbirine karıştı ve Serkan hayvanı uyandı. "Abiiee, midem bulanıoğğğ" dedi. "Serkancığım dayan, geldik, Cevizlibağ'a bir şey kalmadı, burada kusarsan, sosyal hayatıma büyük bir darbe vurursun, noolur dayan abisi" derken kader bana Serkan'ın nasıl da üstüme kustuğunu gösterdi. Patatesleri de çiğnemeden yutmuş, elma dilim patatesleri. Kader bana hayatı öğretiyordu. Herif bir de bir iki tane kürdan yutmuş, o derece. Hemen su kemerlerinden önceki durakta düğmeye bastım. Ama kader. Kaptan görmedi ışığı. Herif orta kapıyı açtı ama arka kapı duruyordu. On kere daha bastım düğmeye ama düğmelerin "huoop kaptan, incek var lan" efekti gibi bir özelliği olmadığı için bir sikim olmadı. Hayatımda yapmaktan en çok korktuğum şeyi yapmak zorunda kaldım, beni en çok geren şeyi. "Kaptaan arka kapiee". Sesim kaydı. Zaten bir tek ben duymuştum sesimi. Tam gaza basıyordu bir daha bağırdım. "Kaptaaaaan arka kapııı". Bu sefer de ağlamaklı olmuştu. Utanmaz gibi ağlamaya başlamıştım. Arka kapı açılmıyor diye ağlıyordum. Bir tane babayiğit dayanamadı ağlamama veya üstümdeki kusmuktan tiksindi de "Kaptağğğn, arhğaa kaphığğ" dedi. kapı resmen otomatikman açıldı dostlar. Bu sese ben götümü bile verirdim zaten, o olurdu. Ve anladım ki, iplenmeyen birisinin başkasının minnetiyle paçayı yırtması kadar da insana koyan bir şey yokmuş. Bit kadarmış değerimiz, Serkan'la beni toplasan bir adam etmezmişiz. Biz inince Serkan ağacın dibine kustu. Baya bir kustu ama. Serkan'ı orada bırakıp da eve doğru koşsaydım bir Mirkelam olamazdım belki ama belki de hayatımın geri kalanında kendim adına bir şeyler yapabilir ve bu Serkan godoşunun suratını görmezdim. Ama Serkan bu, adresimi biliyor, sik gibi gelir karşıma dikilirdi. Allah'tan peçete vardı da yanımda ağzını yüzünü sildim. Hoşuna gitti Serkan'ın. Öptü beni yanaktan. kusmuk kokuyordu. "Yürü lan" dedim önüme kattım. orayı bilenler bilir, Atakan Müzik vardır orada. Müzik aletleri satıyorlar. Gecenin ilerleyen saatlerine rağmen halen açıktı. "Gel lan Serkan, bakalım, biri varsa kaçarız" dedim. Usulca gittik. Baktık içeride kimse yok. Anlam veremedim buna. Çünkü gecenin bu saatinde, baliciler diyarında bir dükkanın açık olması enteresan olduğu kadar da enayilikti. Girdik içeri. Zaten Serkan da it gibi takip ediyordu beni. Ama arkadaş, burası dükkan değil adeta bir cennetti. Ne güzel şeyler vardı bir görseniz. gitarlar, davullar, mızıkalar, fülütler, tulumlar, kemençeler, allaaaaah. Bir köşede bir elektro gitar çarptı gözüme. Değişik bir havası vardı. Aslında öyle cazır cuzur şeyler çalmayı sevmeyen birisiyimdir ama beni cezbetti. Seksi bir kadın gibi duruyordu köşede. Ve ben onu okşamak için yanıp tutuşuyordum. Yavaşça onu etkilemek istercesine gittim yanına. Canlı gibiydi. Elime aldım. Ciuvvv etti. "Erkeğim" diyordu. İki teline dokundum. "Cuiiivvv" etti. "Okşa beni adamım" diyordu. birazcık daha dokundum. "Cieevvvv" etti. "Elle beni, ye beni erkeğim" diyordu. Ama birden farkettim ki o insan sesi Serkan i.nesinden geliyordu. Ben elektro gittarı civlettikçe o da arkadan yavşak yavşak konuşuyordu. "Serkan susmazsan s.kerim, i.ne mi oldun lan başımıza" dedim. Sustu. Bu sefer sadece ben ve elektro gitar vardı. Başladım civvletmeye. Ciiuuvv da vieeey, ciiiy da viiiy ettirip duruyordum. İşin ilginci de önceden hiç bir elektro gitar eğitimim olmamasına rağmen bu kadar kolay bir şekilde gitar çalabilmem olmuştu. Adete döktürüyordum lan heheheyt. Demek ki bu gitar ilahları kolpaymış dedim. Çok kolay lan çalması. İki civv ettiriyorsun al sana virtüöz. Ben kendimi kaptırmış civvletirken, hayal dünyamdan kopup gözlerimi açtığımda, Serkanı alıp havaya zıplatan beş-altı adam gördüm. Hepsi de sarı sarı. Serkanı tutup tutup havaya atıyorlardı. Serkan cibilliyetsizi de sürekli gülüyordu. Çok çirkin bir görüntüydü yahu. Sonra ben civvletmeyi kesince hepsi bana döndü. Serkan'da yere düştü, bayıldı. Kısa saçlı olan yanıma geldi. İngilizce konuşuyordu. "Hi I am Bruce Dickinson. Blaze Bayley is sick, that's why I'm here" dedi. Dediğine göre adı Bruce Dickinson'muş da Blaze Bayley diye birisi varmış ama tabiri caizse sik gibi bir herifmiş, o yüzden o geliyormuş. Ben öyle anladım. "Good good, sit, take a breathe, relax relax, i kiss you" dedim. Yani iyi iyi, oturun da bir soluk alın, rahatlayın yahu, öperim, dedim. Oturdular. Bir tanesi hemen davulun başına oturdu, dümteke dümteke diye çalmaya başladı. "Hişşş sarııı, ayıp oluyor, elalemin malını çalma, bize emanet, huooop kime diyorum lan, yellooow, i fuck your trouble" dedim. Baktım hala çalıyor, gittim ensesine vurdum "Look, be smart, i fuck your trouble" dedim. Korktu hemen oturdu kıçının üstüne. "You want some tee" dedim. Çay istiyor musunuz manasında. "Yes yes, it's number it's six hundred and sixty six" dediler. "Serkan, git çabuk açık çay getir altı tane, altıyüz altmışaltı tane de şeker, çabuk, Serkaaan" Serkan hemen kalktı, çay demlemeye gitti. Serkan gidince bunlar hemen sebebi ziyarete geldiler. Uzun salatalık saçlı olan konuşmaya başladı. "Look, we heard you playing elektro guitar, it was so fuckin' unbelieveble. You ruleee, you wanna join our band" dediğine göre, Bakayımmış, beni elektro gitar çalarken duymuşlar da, çok küfürlü ve güzelmiş, ben kuralcıymışım, yani bana faşist diyordu, istersem onların bandosunda çalabilirmişim. "Look I'm not ruler, I'm a pencil" dedim. güldüler. "Ok, you are a joker" dediler. Kalktılar. "Let's go to Harbiye" dediler. "Huoop yavşaks, I just came from Taksim, I don't siksen go to Taksim, Serkan is sick, he is the sikkest man I've ever seen, and by the way I'm not joker, your mother is joker" dedim. Yani lan yavşaklar, şimdi geldim lan Taksimden, siksen gitmem, Serkan sik gibi, zaten tanıdığım en hasta adam, hem ben joker değilim, joker anandır dedim. Güldüler arabalarına gittiler. "Waiit" dedim. arkalarını dönüp "Heaven can wait" dediler. Tamam dedim koştum peşlerinden. Baktım Serkan almış çayları geliyor. "Serkan çayları çabuk götün sok, konsere gidiyoruz, hatta konser veriyorum" dedim. Anlamadı. çayları elinden aldım, yere koydum ve bu adamların arabasına bindik. Adamlar şen şakrakmış, pek sevdim. muhabbet açayım dedim. iki samimi olmayan insanın tek ortak yönü futboldur dedim ve sordum "Do you know Klinsmann" dedim. Klinsmannı tanıyıp tanımadıklarını merak ettim maksat muhabbet. "No we know the Clansman" dediler. Ulan Clansman de kimmiş dedim, Serkana sordum. Otto Hermanten takımının kalecisiymiş. "Yaaa, is he good" diye sordum, hani iyi mi, boktan mı diye. "Only the good die young" dediler. Sinirimi bozmaya başlamışlardı. adam gibi soru soruyordum yavşak yavşak hep bir ağızdan lirik lirik cevaplar veriyorlardı. "Look if you think this is funny, it is not, you are new here, be careful about your steps, we don't like news here" dedim. "Brave new world" dediler. O daha çıkmadı i.nenin evlatları. Daha 1998'deyiz dedim. Güldüler. Sonra öyle güle oynaya gittik Harbiyeye. Kalabalıktı. Baya bir coşkun izleyici kitlesi vardı. Ben hemen beyaz gömlekle, kumaş pantolonu çıkardım ve acayip bir t-shirt giydim. Aldım elektro gitarımı. Teker teker sahneye çıktık. Seyirciler zıp zıp zıplıyorlardı. Ama beni görünce nedensen durdular. Ben anlamsızca gülmeye başladım. El sallıyordum hatta. Serkan'ı da seyircilerin arasına koymuştuk. Serkan'a el salladım. Serkan da bana. Hoş çocuk. İnsanlar garipsedi beni. Herkes bana bakıyordu. Utandım. Sikerim lan dedim. Başladım civvletmeye. Ben civvlettikçe seyirci bana alıştı. Hatta gözleri bir tek beni görüyordu. Ben iyice şımardım. Başladım gesi bağlarını civvletmeye, grup elemanları da halaya kalktılar. Ama ağlıyorlardı. "Abi kariyerimizi siktin, onca senelik emeğimizi siktin" der gibi bakıyorlardı ama halay çekiyorlardı. Ben de o zaman gülpembeyi çalmaya başladım, herkes ağladı. Ben öyle çalarken baktım ki, kalabalık anlamsızca şuursuzca eğleniyor. Lan biz para kazanıyorduk, bunlar da para harcayıp bize tapıyorlardı. O an farkettim de bu insanlar sürü mantığıyla, salt eglence amaçlı yaşıyorlar. Herhangi bir düşünceden fikirden yoksun. "Hayır" diye düşündüm. "Ben bu adamların ekmeğine yağ süremem. Sanatımı bu yönde harcayamam". Tam bu gece bardayı çalarken durdum ve gitarımı yere atıp sahneden indim. kimse iplemedi, konser devam etti. "Gel lan Serkan" dedim "Gidelim." Omuz omuza gittik, bir daha haybeye otobüs parası verdik. eve gittik, duş aldık beraber. Beraber almadık abisi. O sadece benim sırtımı keseledi. "Abi o değil de, amma içtim bu gece" dedi. "He abisi" dedim "Üstüme kustun, ben de senin üstüne kussam hoş olur mu, insan olmayı öğren Serkancığım, yarın öbür gün evleneceksin, çoluk çocuğa karışacaksın, bunları bilmen lazım artık". Hayata dair verdiğim bu altın ipuçları çıplak bir şekilde küvette oturduğum için etkisini pek göstermedi aslında. Zaten Serkan da geçmiş salonda kanepede uyuyordu. Salyası akmış yastığa. Üstünü örttüm, iyi geceler öpücüğü verdim ve odama geçip sabaha kadar ağladım. O gündür bir gün sahneye çıkarsam bir daha serkan gibi bir i.ne için o sahneden inmeyeceğim derim. Adamlar iki albüm daha çıkardı ondan sonra, ben biter sanmıştım, o yüzden indim.
10:10 - 31/5/2006 - yorum yaz
|
Tanım Hayatın absürd penceresine hoşgeldiniz. Ana Sayfa Profilim Arşiv Arkadaşlarım Ben de Bloggerim Reşat Çalışlar Kategoriler Son Yazılar - "Ben Minik Zavalı Bir Sözlük Yazarıyım" dedi - Kedi Kadın - Kumru - Uzun Ara - Evliya - İki Yüzsüz Çocuk - Dövüş Lokali - Senede Bir Gün - Gerçek Aşk - Her Canlı Dürümü Tadacaktır - İçimde Bir Uktedir Fasulye ve Nohut Deneyi - Bir Dinlenme Tesisi Dramı - Gofret Bir Milyon - Sevmiyorum Piknikleri - Otobüs Yolculuğu - Eğlenirken Dikkatli Olmak Lazım - Almayayım Jack Bauer'i Ayağımın Altına - Kapitalizm ve Komünizm - Saygı Duyulması Gereken Hayvanlar - Kızlar Teklif Ediyormuş Efsanesi - BİM'de Eski Sevgiliyle Karşılaşmak - Giderek Artan Lost Çılgınlığı - Bir Gün Sahneye Çıkarsam... - Başlangıç |