| Bir Saniye Beni Dinler Misiniz? Bir Şey Söyleyeceğim! |
Eğlenirken Dikkatli Olmak LazımKadim dostum Serkan'la bir Cumartesi gecesi eğlenmeye gidecektik. Serkan eğlenmeyi çok seven bir insandı. Aslında objektif bakınca görüyorum da eğlendirmeyi de biliyor. Gerek kıvrak danslarıyla gerekse içip içip sapıtma seanslarıyla eğlencenin ne olduğunu adeta gözüme sokuyordu. Eğlence nedir ki dostlarım zaten? İlle de herkesin eğlendiği gibi mi eğlenmek zorundayız? Hazır çorba gibi olmuş değil mi? Önümüze seçenekler sunuluyor ve biz onları uyguluyoruz, kendi kendimizi bile eğlendiremiyoruz ve yaşamaktan bahsediyoruz. Bunları tam o anda düşündüm ve çok hoşuma gitti, hatta bu konu hakkında bir makale yazıp Türkiye'nin önde gelen bir gazetesine yollamayı düşündüm. Serkan'a anlattım bu düşüncelerimi. Ama Serkan hıyarı anlamadı. Zaten Serkan ortalama bir Türk gazete okuyucusunu temsil ettiğinden makalemin gereksizliğini gördüm ve boşver dedim. Zaten güzel yazı defterine düz, sağ yamuk ve sol yamuk çizgiler çektiğimden beri edebi bir şeyler yazmayı denememiştim ve bu ilk denememde de sıçabilirdim. Hassas bir konuydu yani. En iyisi yine fanatik okumaktı. Zaten tüm edebi birikimi spor sayfaları ve puanlı yarış rehberi olan bir kesimden beni anlamalarını bekleyemezdim. Uuuuuuvv, inanılmaz tespitler yapıyordum, adete bir Victor Hugo olmuştum. Neden Victor Hugo, çünkü bir onu biliyorum, Sefiller'den. O da enteresan bir tesadüftü. TV'de Sefiller diye bir film olduğunu görmüştüm. Emrah'ın filmidir diye başına oturdum ama dünya klasiği çıktı. Üzüldüm ama izledim. Neyse efendim konu dallanıp budaklanıyor. Biz en iyisi çıkalım Serkan'la dışarı geç olmadan. Zaten sap sap nereye gidebiliriz diye düşünüyordum ki Serkan bermuda şort giyip geldi yanıma. Üstünde de Hawaii gömleği. "Serkan, nereye gittiğini sanıyorsun?" diye sordum. Güldü, dişleri sarıydı. "Git dişlerini fırçala hayvan" dedim. "Sakız var abi, ne gereği var diş fırçalamanın." dedi. Üzüntü içinde baktım Serkan'a. Hala gülüyordu ve dişleri hala sarıydı. Daha fazla gecikmenin anlamı yoktu. Zaten biraz daha gecikirsek büyük ihtimalle sap olduğumuz için bizi almazlardı bir yere. Tramvaya binip Yusufpaşa'ya gittik. Oradan da dolmuşa bindik. Ben yol geçsin diye kulağıma kulaklıkları takmış mp3 playerımdaki playlist beni nereye götürürse sonbahar rüzgarında savrulan kurumuş bir yaprak gibi gidiyordum, böyle de koyarlar edebi benzetmenin dibine. Ama olay bu değildi tabi. Ben geceye hazırlık şarkıları dinlerken, sesini de geceye hazırlık olsun diye açmıştım ve haliyle dışarıdaki kişiler de cıs cıs cıs diye tiz bir ses duyuyordu benim kulaklarımdan. Bu aslında rahatsız edici bir şey değil mi dostlar? Değilmiş özellikle de Serkan için. Serkan hangi şarkının çaldığı hakkında zerre fikir sahibi olmamasına rağmen, cıs cıslara eşlik ediyor kafasıyla periyodik olarak öne doğru atak yapıyordu. Anladınız değil mi hareketi? Evet onu yapıyordu. Ve ben bir insanın bilmediği bir olay hakkında zanna dayalı bir fikirle hareket etmesinin samimiyetsizliğiyle karşı karşıyaydım. Serkan ki hangi şarkının çaldığı hakkında zerre fikri olmamasına rağmen eşlik ediyordu bana. Bu adam da benim arkadaşımdı, ha belki samimiyetinden yapıyordu yalnız kalmayayım diye ama be arkadaşım Hintli misin mina koyim? Meydana gelince indik Serkan'la. Ortalık bıcır bıcırdı. Herkes kalabalık kalabalık gruplarla geziyordu, hele cıbıl cıbıl gaciler şakıya şakıya gacolarla buluşmaya gidiyorlardı ki bu yanımdaki Serkan'ı gördükçe bana daha da çok koyuyordu. Bu arada gaci ve gaco kelimelerinin anlamlarını sevgili Ekşi Sözlükte de bulabilirsiniz saygıdeğer dostlar. Ulan biz hariç herkes mutlu gibiydi ya da öyle gözüküyordu, biz de öyle gözüküyorduk sanki dünya skimize kadardı da mutluyduk, Allah sonumuzu hayır ede. Aslında birilerini beklemediğimiz halde gidip Burger King'in önüne beklemeye başladık. Maksat çevreye "ehehe bakın biz de birilerini bekliyoruz, sonra kopcaz coşcaz" mesajı vermekti. Ama kimsenin zerre sknde olmadığı için biraz bekledik, sonra Burger King'e minnet borcumuzu ödemek için birer dondurma aldık ve yan yana yürüyüp yaladık dondurmaları. Aslında Serkan'la yan yana yürüyüp dondurmamı yalarken, içinde bulunduğum durumun vehameti aklıma geldi. Yaşım geçiyordu ve kaliteli bir bekar olarak hayatımda tanıdığım ve vakit geçirebildiğim insanların sayısı bir veya evet birdi. O da Serkan'dı ve o da yanımda fütursuzca dondurma yalıyordu. Açıkçası benim "dondurma külahın dibine gitsin de sonra külahın dibini dondurmalı bir şekilde yerim" düşüncesi içinde, külahın tepesinden dondurmayı aşağıya üfleyen ve o an hayatındaki tek odak noktası bu olan bir insanla paylaşacak bir şeyim olamazdı. Ama bunları çok geç fark ettim ve hayatımdaki o kesin kararları alacak gücü kendimde bulamıyordum çünkü dondurma yalıyordum ve dondurma yalarken bu kararları almak daha da kötü sonuçlar getirebilir, Serkan'ı da kaybedebilirdim. Bu ve bu gibi tedirgince düşünceler içinde İstiklal Caddesi'nin tam ortasında yol alıyorduk. İnsanlar mı bize bakıyordu bilemiyordum ama üstümdeki bakışları hissediyordum sanki. Kodumun dondurması da bir türlü bitmemişti. Her yer zaten insan doluydu, kırosu, tek gösterişi parası olanı, hippisi, hayatı çözdüğünü sanan isyankar yrrak kafalısı... Tabii hepsinin ortak noktası şablon olarak önlerine sunulan eğlenceyi yaşamak, evet evet ortak noktaları buydu ama bir ortak noktaları daha vardı, onu o an farkettim hepsi bize bakıyordu. Sebebi yıkım oldu benim için. Ben böylece hayat ve sürü halindeki insanlar hakkında başka zaman puanlı yarış rehberinden vakit bulup da asla yapamayacağım tespitleri yaparken aslında dondurmam bitmiş ama beni çok seven Serkan dondurmamın bitmesine dayanamamış ve derin düşünceler içinde olan benim koluma girip dondurmasını ağzıma uzatmış ve bana yalatıyordu. Düşünün bir dostlar: İstiklal Caddesi'nin ortasında iki sap. Kol kola. Birisi hayat hakkındaki derin düşünceler kasırgasında kaybolmamak için çırpınıyor, diğeri de onun kolunda ona bakarak dondurmasını ona yalatıyor, derin düşünceler içinde olan eleman da yalıyor ve derin düşünüyor. Afedersiniz ama ben öyle bir durumda yapılan tespitin de, Serkanın da, olağandan farklı bir şey görüp de dalga geçen insanların da, kodumun dondurmasının da içine sıçayım. Benetton'un dibine oturup ağladım. Hayatıma, kendime ağladım. Ama ben hıçkıra hıçkıra ağlarken Serkan ben gülüyorum sandı ve gülmeye başladı. Gökyüzünü baktım, her zamankinden farklı değildi. Demek ki gökyüzü de benim dramımı sklememişti, sağolsun, ben yağmur filan yağar da, işte gencin dramı bu, gökyüzü bile ağlıyor diye düşünmüştüm ama tek bir bulut bile yoktu mina koyim. Bir insan bu kadar mı yalnız olur lan, börtü böcek bile yok, bir Serkan. "Hadi gel Serkan, Rıddım'a gidelim" dedim. Kalktık. Geldiğimiz yerin tam tersine yol almaya başladık. Sıraselviler caddesine çıktık oradan da Orta Kemancı'ya gittik. Oranın hemen altında Alt Kemancının yerinde bir reggea bar var adı Rıddım. İndik merdivenlerden aşağıya. Sorun çıkabilirdi çünkü Serkan'ın dama benzer bir hali yoktu, keza benim de öyle. Ama aklıma bir fikir gelmişti. Samimi davranarak bodyguardı kafalayacaktım ve içeri girecektik. İndik alta. Bodyguard maşallah insana benzemiyordu, ilk anda cesaretim kırılsa da o kadar gelmiştik, içeri giremeyini sksinler. Yaklaştım yanına bodyguardın, omzuna bir şaplak attım. "Merhaba dostum ya, naber, benim de arkadaş geldi yurt dışından onu çıkardım bir İstanbul gecelerini görsün diye hehe, nasıl kalabalık mı içeri?" "Hadi arkadaşım, damsız almıyoruz." "Aaa, ama çok kalmıyacağız zaten, ya zaten öyle karıya kıza da sarkmayız biz hehe, ya adam görsün dedik" "Arkadaşım anlatamadım galiba, damsız almıyoruz" "Ya bilader, ben de anlatamadım galiba, azıcık kal..." Ben cümlemi bitiremeden öyle güzel koydu ki bilader çeneme ben duvara yapıştım ama gerçekten çok güzel koydu aynen filmlerdeki gibi. Keşke kameraya çekebilseydik çok güzel koydu. Ben yere yığıldım lan haliyle, hayvan gibi herif. Ama Serkan'ın kan beynine sıçradı bana yapılan hareket karşısında, hemen bodyguardın çenesine yapıştı "Ulan yrrak senden adam gibi rica etti lan şerefsiz, insan ol lan, bitiririm lan seni, beni tanıyor musun lan" dedi. Serkan çelimsiz bir adamdı. Ama bu hareketi karşısında bodyguard afalladı, Serkan'ı bir bok sandı, çünkü güç kabadayılıktır dostlarım, kolda değil güç. Evet kadim dostum Serkan başardı. Bodyguard bizi içeri aldı. Ama ben azıcık uzağından geçtim bir tane daha koyarsa dhalsıma benzeyebilirdim. İçeri girdik ou yeahler, fucklar havada uçuşuyordu. Biz birer bira aldık, geçtik kenara. Sonra bir bira daha, sonra bir tane daha. Sonra sapıttık iki votka bir de tekila aldık, iyice sapıttık. Zaten müzik de gaza getirici bir müzikti, biz Serkan'la ortaya atladık. Ortada zencilerle mokar hastası bir kaç tane hatun "we gonna do sex tonight" dansı yapıyordu. Bilenler bilmeyenlere anlatmasın lütfen bu dansı, rezil bir şey. Ama o an bunu düşünecek durumda değildik. Sapıtmıştık lan resmen. Biz Serkan'la karşılıklı dans ediyorduk, ama Shakira makira hak getire. Ben yere oturup kıçımın üstünde döndüm bir kaç tur sonra zenciye çarptım bir tane. Tepeden bana bakıyordu, hemen kalkıp yanağından öptüm, o da beni öptü, o da sapıtmış meğersem. Şimdi ortada bir zenci, bir Serkan bir de ben deli gibi dans ediyorduk. Ben zenci elemanın sırtından atlıyordum sonra Serkan beni tutuyor zenciye atıyordu. Oh yeah diyorduk, fuck diyorduk eğleniyorduk. Ben en son Serkan'ı ayaklarından tutmuş elleri üzerinde zenci elemana doğru yürütürken on tane bodyguard geldi ve bizi dövdü. Az önceki bodyguardın arkadaşlarıymış. Serkan'ın ağzına sıçtılar, zenci eleman biraz karşı koymaya çalıştıysa da onun da ağzını kırdılar. Benim gözüme vurdular, bir de sırtıma tekme attılar, bir tane yumruk da kulağıma geldi. Sonra bizi tutup sokağa attılar. Ama biz halen gülüyorduk. İşte eğlence buydu, dayak yesen bile, ağzına bile sıçsalar eğlenmek heheh. Zaten içeridekiler de tabiri caizse skiliyordu ama yine de eğleniyordu. Evet eğlence buydu. Sonra Bambi'ye gittik. Birer kaşarlı dürüm döner yedik. Baktım zenci elemanla Serkan çok samimileştiler, ben korktum. Zenciler hakkında önyargılı değildim ama bazı gerçekler vardı, su götürmez gerçekler. Ve bunlar beni korkutuyordu. Hesabı ödeyip çıktıktan sonra, Bambi Kuruyemişten üç bira aldık ve açıp içtik. Zenci ehehe diye güldü, yeeahh dedi. Ben de ingilizce bilgim elverdiği ölçüde cevap vermeye çalıştım "50 cent" dedim. O kadarı geldi aklıma. Güldü. Zenci eleman "lets go to my place, we'll have fun" dedi. Korktum "50 cent" dedim yine. "I have work mork, i have to go" dedim kaçtım. Ama Serkan'la ikisi gitti. Allah sonlarını mutlu etsin dedim ama mutluluklarını kıskandım yine de. Sabah Serkan geldi. Ben tsssısıssı diye gülerek baktım Serkan'a sanki her boku biliyormuşcasına. "Ne yaptınız lan, NBA'mi izledini tsısısısı" dedim. "Yok be abi, tavla oynadık, senden bahsettik, senden çok hoşlanmış, başka bir zaman görüşmek istiyor."
12:37 - 7/6/2006 - yorum yaz
|
Tanım Hayatın absürd penceresine hoşgeldiniz. Ana Sayfa Profilim Arşiv Arkadaşlarım Ben de Bloggerim Reşat Çalışlar Kategoriler Son Yazılar - "Ben Minik Zavalı Bir Sözlük Yazarıyım" dedi - Kedi Kadın - Kumru - Uzun Ara - Evliya - İki Yüzsüz Çocuk - Dövüş Lokali - Senede Bir Gün - Gerçek Aşk - Her Canlı Dürümü Tadacaktır - İçimde Bir Uktedir Fasulye ve Nohut Deneyi - Bir Dinlenme Tesisi Dramı - Gofret Bir Milyon - Sevmiyorum Piknikleri - Otobüs Yolculuğu - Eğlenirken Dikkatli Olmak Lazım - Almayayım Jack Bauer'i Ayağımın Altına - Kapitalizm ve Komünizm - Saygı Duyulması Gereken Hayvanlar - Kızlar Teklif Ediyormuş Efsanesi - BİM'de Eski Sevgiliyle Karşılaşmak - Giderek Artan Lost Çılgınlığı - Bir Gün Sahneye Çıkarsam... - Başlangıç |