| Bir Saniye Beni Dinler Misiniz? Bir Şey Söyleyeceğim! |
Her Canlı Dürümü Tadacaktır“Her canlı dürümü tadacaktır.” Yanlış mı okumuştum yoksa. Bir daha baktım Zincirlikuyu mezarlığının kapısına. Evet basbayağı her canlının dürümü tadacağı yazıyordu mezarlığın giriş kapısında. “Allah’ın ayetiyle kim böyle dalga geçer, inanmıyorsa da neden başkalarının kutsalına saygı duymaz?” diye düşündüm. Merak edip otobüsten inmeye yeltendim. Otobüsün inme düğmesine bastım. Ama düğme sanırım bozukmuş. Kaptan kapıyı açmadı, hiçbir zalim de o durakta inmiyordu ki tek yürek olup “Kaptan arka kapıııı” diye bağıralım. Özgüvenim de eksik olduğundan bir çılgınlık yapıp tek başıma bağıramadım, yapamadım. Öyle keko gibi ayağa kalkınca da yerime birisi oturdu. Ben de sanki o durakta inmiyormuşum da insanları, bir sonraki durak olan Mecidiyeköy’e gelince rahatsız etmemek için erkenden kalkmışım gibi ipe sapa gelmez bir yüz ifadesi takınmaya çalıştım. Ama surat ifadem bu yansıtmaya çalıştığım şeyden çok “g.tüm yanıyor, dumanı tütüyor” ifadesine dönüşünce insan gibi davranmaya karar verdim. Çünkü camdan görüyordum yüzümü, çok çirkindi. Tam Zincirlikuyu’dan hareket edecekken, arka koltukta oturan bir babayiğit uyandı ve o durakta ineceğini fark etti. Hemen ayağa kalktı “huooop kaptan inecek vaar” diye genizden anırdı. Hep imrendim böyle adamlara ben. Kaptan sanki Allah’tan emir gelmiş gibi fıss diye açtı kapıyı. Ben de büyük abiden nemalanıp indim aradan. Hiç arkama bile bakmadan olay yerinden uzaklaştım. “Vay pısırık, özgüvenini s.ktiğimin yavşağı” temalı negatif enerjiyi doyasıya hissediyordum çünkü. Gerisin geri Zincirlikuyu mezarlığına doğru yol almaya başladım. Hava biraz soğuktu sanki. Boğazlarım narin yapılıdır benim, cebime paçavra gibi sıkıştırdığım atkımı aldım, paltomun dışından bogazıma sarmaladım. Tam bir peşmerge gibi olmuştum. Yürürken sol tarafımda Yapı Kredi’nin o kollarını açmış “Gelin ulan sömürelim hepinizi” dercesine duran o beyaz heykelini görünce bir duraksadım. Sanki anam babammış gibi seyreylemeye başladım. “Acaba niye açmış ki kollarını” diye düşündüm. Ellerim üşümüştü, ovuşturmaya başladım, içine üfledim. Yapı Kredi’nin güvenlik görevlisiyle göz göze geldim. O bakışlar çok şey anlatıyordu. “Abi bu ne?” diye bakıyordum ben ellerimi ovuştura ovuştura. Boğazımda da koca peşmerge atkısı vardı. “.mına kodumun balicisi, zarar ziyan mısın p.ç” diye bakıyordu güvenlikçi abi. Kafamı kırmak için üstüme yürüyünce hemen topukladım. İt gibi koşuyordum arkama bakmadan. Birden Zincirlikuyu’ya geldiğimi fark ettim. Kafamı çevirip baktım. Olanaksız bir şeydi bu. Şimdi de gayet “Her canlı ölümü tadacaktır” ayeti duruyordu önümde. Açlığımın aklıma oynadığı bir oyun olabilir miydi bu? Ya da yüce rabbim bir şey mi demeye çalışıyordu? Korka korka mezarlıktan içeri girdim. Ölüden korkmamak gerek aslında, insanın dirisi daha zararlı olabiliyor ölüden. Yalnız böyle mistik mustik şeyler de insanı geriyor be arkadaş. Yapraklarla kaplı bir yol uzanıyordu önümde. Yürümeye başladım. Ucunda bir duman tütüyordu. Merakımı cezp etti ki cezp etmemesi lazımdı bunun. “Ne işim var lan burada?” diye düşündüm, o an s.çıyor olmam lazımdı. Otobüse Etiler’den binmiştim. Etiler’de evi olan bir arkadaşımda oturup laflarken birden kakam gelmişti, ama nasıl geldiğini ben bile anlamamıştım, birden gelip götüme dayanmıştı, ben de sosyetik evde nasıl s.çılır bilemediğimden yanlış yunluş s.çmamak için “Melihciğim, benim Mecidiyeköy’de ufak bir işim var, hemen geliyorum” diye çıkmıştım. Yalan olmasın diye de Mecidiyeköy’e kadar gidip orada bir tuvalete s.çayım diye düşünmüştüm. Ama işte hayat hiçbir zaman planlandığı gibi gitmiyor, sen sadece yolu seçiyorsun, ama o yolun nereye çıkacağını veya o yolda karşına neler çıkacağını bilemiyorsun. Şimdi de o seçtiğim yolda karşıma bir bok çıkmıştı ve üstüne basmıştım. Hangi karaktersiz, hayvan insan, mezarlıktaki yolun ortasına s.çabilirdi ki. Ama yazık olan yine de o bok değil, tüm bu kakamla birlikte benim o boku göremeyip üstüne basmamdı. Dumana doğru devam ettim. Yaklaştıkça kokunun da kebap kokusuna benzediği bariz bir şekilde belli oluyordu. Merakım iyice arttı. Yaklaştım. Turgut Dürüm adlı merhumun hemen arkasında seyyar bir dürümcü vardı. Elindeki kartonla fıtı fıtı yapıyordu kozu coşturmak için. Yanına yaklaştım. Geldiğimi fark etmedi. Arkasına geçtim, kulağına yaklaşıp üfledim. Huylandı, kulağını kaşımaya başladı. Biraz daha üfledim, bu sefer arkasını dönüp suratıma bir yumruk yerleştirdi. Çok güzel koydu sağ eliyle. “İ.ne misin ulan?” diye bağırdı. “Abi görmediydin de, bana bak diye üflediydim, yoksa beni görmeyecektin bıdı bıdı” diye kılıksızca izah etmeye çalıştım ama nefesim yetmedi cümlenin sonunu getirmeye, ben de içlenmiş gibi ağlamaya başladım. Üzüldü bana vurduğu için, kaldırdı, bir mezar taşına oturttu beni. Tırstım gece rüyama girerler diye hemen ayağa kalktım, g.tümde sivilce var o yüzden kalktım diye de izah etmeyi unutmadım ki, tırstığımı anlamasın. Tekrar işinin başına döndü. “Abi senin işin de çok zor ha” dedim. “S.ktir lan nesi zor, koyuyorsun ateşe kebabı pişiyor. Senin ne işin var burada, ziyarete mi geldin?” “Abi garip bir şey geldi başıma. Ben mezarlığa gelmeden kapıda bir yazı görmüştüm, otobüsün içinde. Bir baktım “Her canlı dürümü tadacaktır” yazıyordu. Geldim buraya ama yazı yok oldu, aynı yazı duruyordu kapıda. Garip bir şeyler oluyor abi burada. “Ben yaptım onu.” “Sen mi yaptın abim, nasıl yaptın?” “Paraoxevic bir formül buldum. Bu çok değişik bir formül bak dinle, baya bir değişik. Bak bu aleti görüyor musun?” “Evet.” “Bununla paraoxevic dalgalar yaratarak o an oradan geçen kişinin beynine benim istediğim yazıyı veya mesajı gösterebiliyorum. Aslında orada başka bir şey varken, beyin dalgalarının kinesoksoksotik dalgaların bileşimin lahmacun kıvamında ebesiksel açılara düşümüyle aslında orada olmayan şey öyle oradan oraya geçiyor, çok süper bir şey. Yani aslında olmayan bir şeyi sana gösterebiliyorum. Bu şekilde insanların dikkatini celbedip buraya çekiyorum, satışlar çok arttı benim bu teknoloji sayesinde. Eskiden günde yirmi, yirmi beş dürüm satarken şimdi kırka yaklaştı satışlar iyi gidiyor iyi. Özellikle acılı adana satışları patladı, bazen her canlı adana dürüm tadacaktır yanına da şalgam suyu isteyecektir mesajı gönderiyorum, onlar bomba gibi oluyor.” Zehir gibi zekası vardı anlaşılan. “Bir adana yap abi o zaman” dedim. Hemen ateşe koydu Adana’yı. Ama ben sonra pişman oldum. Adam öyle mesaj filan veriyordu da ne eti kullandığı belli miydi bakalım, hem burada mezarlığın ortasında belli olmaz ne eti kullandığı. Tiksindim bir anda ama söylemeye korktum, bilekleri çok kalındı abinin. Adana kebap olmak üzereydi ben yavaş yavaş arkasından sıvışmaya kalktım. Ama hemen fark etti. “Nereye gidiyorsun lan?” diye bağırdı. Nasıl görmüştü beni akıl sır erdiremedim. “Abi nasıl gördün beni akıl sır erdiremedim.” dedim. “G.tümde sıçıvıkvık teknolojisiyle yoğrulmuş isalik bok kütlelerinden beynime arkamda olan olayları ileten bir mikroçip var, ben yaptım soktum g.tüme. Arkamda olan her şeyi görüyorum.” dedi. İyice korkmaya başlamıştım, ne biçim dürümcüydü lan bu. “Aa-abi ben vazgeçtim yemeyeceğim dürüm mürüm.” dedim. “Nasıl yemezsin lan, sipariş verdin, boşuna mı yaptım ben bunu i.nekâr.” “A-abi nolur bırak beni gideyim, yemeyeceğim işte. “ diye ağlamaya başladım, belki acır diye. Acımadı abi, üstüme atladı, beni dövmeye başladı. Açık bir mezar vardı içine attı, üstüme toprak dökmeye başladı. “Nasıl vazgeçersin lalezar, şerefsiz misin lan gömeyim mi lan seni” diye üstüme kum döküyordu. Sonra ondan da vazgeçti, çıkarıp tekmelemeye başladı, ben fetus olmuş, kendimi korumaya çalışıyordum. O sırada taa Etiler’den beri g.tümde birikmiş olan tüm bok-u necaset fütursuzca dışarıya akın etti. Mezar ziyaretine gelmiş birkaç kişi geldi beni kurtardı. Ama baktılar g.tüm boklu, abiyi tuttular beni bırakıp, “Abi boşver uyma sen ona” diye onu teskin ettiler, sanki dayağı atan bendim .mına koyim, bir de beni iteklediler “git lan buradan” diye. Paçamdan akan boklarla dışarıya çıktım. Gözümde iki damla yaş vardı. Mezarlıktan çıkınca arkama baktım. Her canlı dürümü tadacaktır yazan yerde “Bir daha burada görürsem şerefsizim s.kerim belanı” yazıyordu. “Bu s.kmemiş halin mi be abi, he abi?” 20:42 - 25/12/2006 - yorum yaz
|
Tanım Hayatın absürd penceresine hoşgeldiniz. Ana Sayfa Profilim Arşiv Arkadaşlarım Ben de Bloggerim Reşat Çalışlar Kategoriler Son Yazılar - "Ben Minik Zavalı Bir Sözlük Yazarıyım" dedi - Kedi Kadın - Kumru - Uzun Ara - Evliya - İki Yüzsüz Çocuk - Dövüş Lokali - Senede Bir Gün - Gerçek Aşk - Her Canlı Dürümü Tadacaktır - İçimde Bir Uktedir Fasulye ve Nohut Deneyi - Bir Dinlenme Tesisi Dramı - Gofret Bir Milyon - Sevmiyorum Piknikleri - Otobüs Yolculuğu - Eğlenirken Dikkatli Olmak Lazım - Almayayım Jack Bauer'i Ayağımın Altına - Kapitalizm ve Komünizm - Saygı Duyulması Gereken Hayvanlar - Kızlar Teklif Ediyormuş Efsanesi - BİM'de Eski Sevgiliyle Karşılaşmak - Giderek Artan Lost Çılgınlığı - Bir Gün Sahneye Çıkarsam... - Başlangıç |